"Dünya ikiye ayrılır Tatar Çölünü okuyanlar bir de okumayanlar”

2013-01-02 23:31:00

Giovanni Drogo, Teğmen olarak mezun olduğunda umduğu sevinci hissetmemişti.Yakında mutlu olduklarına inandığı özgür insanların seslerinden uzaklaşıp, ilk görev yeri Bastiani Kalesine yola çıktı.O anda ilk gençliğinin tükendiğini, dönüşü olmayan bir yola çıktığında,çocukluğunun küçük dünyası karanlığa gömülmüş olduğunu hissetti.Yolda ilk karşılaştığı subay Yüzbaşı Ortiz oldu.

Hızla terfi etmek için her şeye alışması gerekti.Sonuçta sınırdaki bir kalede göreve başlıyordu ve sınır her zaman sınırdı. O ilk mezuniyetindeki özgüveni aniden yitip gitmiş,burada her şey feragati andırıyordu.Gizemli bir şey uğruna feragat.

Bastiani ,ulaşmak istediği tahtının bekçisi gibiydi,kalenin manzarası onu da cezp etmişti.Onun bir eksiği mi vardı ki?Şimdi geri dönmenin, kendisinin diğerlerinden daha aşağı olduğunu kabullenmesi anlamına geleceğini biliyordu.Böylece haysiyetiyle, bildik rahat bir yaşama kavuşma arzusu içinde mücadele halinde,bu dünya ruhunun derinliklerinde çözemediği bazı yankılar uyandırıyordu.İşte şimdi gerçek yalnızlığın ne olduğunu anlamaya başlamıştı.

Bu kalede askeri biçimcilik adeta akıl almaz bir başyapıt yaratmıştı.Gizli bir güç,kente dönmesine karşı çıkıyor, hatta belki de bu güç hiç farkına varmaksızın,kendi ruhundan fışkırıyordu.Şimdi buranın efendisiydi.Astsubay Trank ise yönetmeliği harfiyen uygulayıcısı,yönetmelik dışına çıkmak onun için ihanet anlamına geldiğinden,parolalarda ,yönetmelikte hile yapmak olanaksızdı.

Yabancı bir toprakta, katı ve nankör bir dünyada farklı bir ırktan insanlar arasında kaldığı izlenimine kapıldı,evinden uzakta, bildik şeylerin hepsinden uzakta kalmıştı.Eski evlerin huzurunu, gençlik hayallerini arar olmuştu ama geri dönmek için vakit çok geçti artık.

Bu sırada yeni pelerini uzak dünya ile arasında bir bağ oldu.Onu yönetmeliklerden, büyük olaylar olacak beklentisinden,Tatarların baskınından uzaklaştırmıştı,kahramanca bir yazgının beklentisine çoktan girmişti.Halbuki birisi ona  “Yaşadığın sürece bu hep böyle olacak, sonuna kadar hep aynı şey” demiş olsaydı.O da kendine gelirdi.” Olamaz” derdi.Muhakkak farklı bir şey olagelmeli,öyle bir şey ki insan,artık sonuna gelmiş olsam bile “Beklemeye değmiş,” diyebilmeliydi.

Drogo hastalandı,hastalığın bulaşmadığı bir seyirci olduğunu düşünüyordu.Onu kalede hangi gizli kibir tutuyordu acaba?Zaman geçiyordu, şu an için soylu ve iyi niyetli bir davranışta bulunduğunu düşünmekteydi.Görevin monoton ritmi onu tuzağa düşürmeye yetmişti.Başlangıçta angarya gibi gelen şeyler yavaş yavaş bir alışkanlık halini almış,göreve hakim olmanın keyfine varmıştı.Bunları terk etmek Drogo’ya acı verecekti.O ayırdına varamadan zaman akıp gidiyordu.Zaman kibir dolu hamasi bir güzellik içindeydi.Gurur içinde kalede kalmanın tadını çıkarıyor, uzun ve belirsiz vadeli bir iyilik uğruna güvenli küçük şeylerden vazgeçmiş olmasından acı bir tat alıyordu.

İnatçı bir yanılsama sonucu yaşam bitmek bilmezmiş gibi görünüyordu gözüne.Sağır bir endişenin büyüdüğünü duyumsuyordu.Evet şimdi umut vaktiydi.Kale’nin önünde sahipsiz eğerli bir at belirdi.Bu at kurulu düzeni alt üst ediyor, mantıksız varlığıyla tüm çölü dolduruyordu.Gizemli düşmanların varlığını pekiştiriyordu.Yazgısının Drogo’yu diğer insanlardan üstün kılacak güzel bir yazgının, burnunun dibinde olduğuna ilişkin bir önsezi içini neşeyle doldurdu.Demek ki boşuna beklememişlerdi.

Kale Komutanı Albay Filimore kendisi zafere koşulu değildi, uzun süre yanılsamalarla yaşamıştı.Madem ki ,ta en başından sonucun böyle olacağını hissetmişti, neden ki aldatılmayı kabullenmişti ki?Her şey bilinen gündelik ritmiyle yeniden durağanlaşmaktaydı.Üstelik herkes kahraman olarak doğmaz ki?İnsan burada, kalede daha ,iyi bir şeyler olacağı umudunu taşıyabilir.Hepimiz az çok umut etmekte diretiyoruz.

Drogo şehre gidiş izni aldı.Tüm çabalarına karşın eski sohbetleri şakaları kullanılan sözcükleri yeniden hayata geçirmeyi beceremiyordu.”Ah Giovanni,nihayet geldin,” diyordu Maria. Maria değişmişti her şey değişmişti.Drogo haksızlığı hiç ses etmeden kabullenmiş, her zamanki görevine dönmüştü.gündelik yaşam için verilen mücadelen vazgeçmişti.Tüm hesapların cömertçe verileceği günün geleceğini düşünmekteydi.Zaman geçtikçe Kale önemini yitiriyordu.Kaleden ayrılmalar başlamıştı.Her seferinde Albay askerlere ruhsuz ve silik bir sesle birkaç veda cümlesi söylüyordu.

Ortiz,”Burası bir tür sürgün gibidir, bir kaçamak noktası bulmak,bir şeylerin ümidini taşımak gerekir,”diyordu.Oysa Drogo ;benim için durum farklı, ben başka bir kuşağa aitim,diye düşünüyordu.O,olmayan savaşın yarattığı düş kırıklıklarının anısıyla,çok taze aşağılanma duygusuyla yaşıyordu.Ergeç bir karar alması gerekecekti.Gerçekte tüm duygusal yaşamı bu umudun üzerine kurulmuştu.

İnsanın tek başına olduğu ve hiç kimseyle konuşamadığı zaman bir şeye inanması çok zordur,diyordu.On beş yıl geçmiş ruhu yaşlanmaya vakit bulamamıştı,Giovanni Drogo hiç gelmeyen anı beklemekteydi.Elveda geçmişteki düşler, elveda yaşamın güzel anları, diyerek, umudu azalmakla birlikte halâ beklemekteydi.Güzel yıllarını zaten harcamıştı, şimdi son dakikasına kadar beklemek istiyordu.Kaledekiler yaşamı, olduğu gibi saçma düşüncelerle kafalarını yormadan kabullenmişlerdi.

Herşey zavallı bir biçimde son buluyordu.Demek ki yaşam bir tür şakaydı; kibirinden girdiği bir iddia yüzünden her şeyi yitirmişti.

Mustafa Kemal Gültekin

 

0
0
0
Yorum Yaz