NİLÜFER ÇİÇEĞİM,

2012-12-26 02:01:00

Okuldan dönüyoruz.

şurada birer sahlep içelim mi?” diye utanarak sordu.

 “ geç kalmayalım da”

 “ en fazla yarım saat canım ” deyince rahatlamışgibi göründüm, yine de içim içime sığmıyor, İlk defa bir erkekle başbaşa oturacağım.Hem de en beğendiğim mahalle arkadaşımla. Oturduk , sahlepler geldi, hiç konuşmuyoruz, ikimiz de bir yerlere dalıp gidiyoruz.Liseye gelince kimseye belli etmeden herkesin kendi arkadaşınıseçtiği yaşlardayız. Oysa ben onu ilkokul çağlarında seçmiştim.

Gülüşüne, duruşuna her hareketine bir anlam verirdim.Başka kızların ona yaklaşmalarından nefret ederdim.Yüreğimi delip geçen mavi gözleri hep isyankâr bir şarkısöylerdi. Kahkahalarla gülemese de dudaklarından gözlerine yayılan eksilmeyen tebessümü, karşılaşınca sarıkıvırcık saçlarının dibine kadar kızarmasıbana ferahlık ve güven verir, bir erkeğin kalbini oynatmanın edasıyla sarsılırdım. Karıncayıincitmek istemez insan sevgisi , kimsede olmayan bir nezaketiyle ona çoktan vurulmuştum. Ben onu nasıl seçtim o beni neden seçti bilmiyorum. Sanırım , Onu bana çeken şey onun her şeyi korkusuzca ve derinden seven şövalye ruhuydu.O benim kahraman şövalyemdi.

Bir şey söylemek istiyorum da ne diyeceğimi bilmiyorum, göğsüm inip kalkıyor, ellerim terlemeye başladı, bir koku genzimi yakıyor, içimde  birer birer yediveren güller açılıyor.O anda bahçemizdeki güllerin kokusunu duydum, derin bir nefes aldım, bir daha bir daha ,nefes nefeseyim. Birden iki elimi de  tuttu, şaşkınlığımdan  faydalanıp bir de öptü, kalbim duracaktı, tepeden tırnağa sarsıldım, sırtımdan bir ter boşandı, ıslandım, hiçbir şeyi duyamaz olmuştu. O da sarısaçlarının dibine kadar kızardı. Hiç konuşmadık, el ele çıktık pastaneden, tren yolunu geçip mahalleye gelinceye kadar da ellerimizi bırakmadık.

Ertesi gün çantama bir mektup bırakmışkaşla göz arası. Tenefüste bir solukta okudum. “ Kırdık mıkanadınıkarıncanın, vurduk mu karacanın yavrulusunu, ya nasıl kıyarız insana, kör olasın demiyorum, kör olma da gör beni ”  , yatmadan önce  tekrar tekrar okudum. Çok konuşmuyoruz, mektubuna, mektupla karşılık veriyorum ,her şeyi mektuplarda yaşıyoruz, mektupların arasına kurutulmuşçiçekler koyuyorum. Daha önce bir arada olduğumuz çocuklar başbaşa kalalım diye yanımızdan çekilir oldular. Demek ki o da arkadaşlarına benden bahsediyor diyorum. Her anım onunla geçiyor,her şeyimde o vardı. Bir yandan da onu kaybedecekmişim hissi kafamın içinde dönüyor, bir anlam veremiyorum.

Yaz tatillinde ailecek memleketlerine gittiler. Bu lisede son senemiz birlikte aynıüniversiteye gitme planlarıyapıyoruz. Hasretle okulun açılışgünlerini bekliyorum. Dönüşünde onu faklıbuldum, yeni çıkan sakallarınıuzatmış, ayağında asker postalı, siyaha boyanmışparkası, okuduğu kitaplar , konuşmasıbir farklıydı. Beni de okumaya zorluyordu. Okul dönüşünde el ele mahalleye kadar yürüyoruz. Eskisi gibi deniz kıyısında rahatça oturamaz olduk. Hep bir telaşiçinde, Ablasısöylemişti bazıgeceler evine de geç saatlerde gizlice geliyormuş.

O yılın sonuna doğru , hafta sonlarısinemaya gideceğiz diye evden ayrılıp, arkadaşlarının evinde buluşup , sevişir olduk.Hafta sonlarınıiple çekmeye başlamıştım. Bazen bu mahallede kalıyor, sabaha kadar nöbet tutuyorlar, bir gece ben de kaldım. Çok korkmuştum, koltuğunun altına girdim, öylece sarılarak  ne geleceğini bilmeden sarılarak saatlerce bekledim. Ona belli etmeden,içimden dua ediyorum. ”Bir şey olmasın Allah’ım ne olur koru bizi”

Haziran ayındayız okullar kapandıüniversite sınavına girdik. Yine bir hafta sonu  arkadaşlarının evinde buluştuk. Akşam saatlerine kadar kaldım, beni durağa kadar getirdi, sarılırken silahıelime değdi, içimdeki endişe arttı, ürperdim, çok korkuyordum. Daha geçen ay bizim mahalledeki kahve taranmış, komşularımızdan beşkişi ölmüştü. Mahallede polis – asker nöbetteydi, hangi köşeden ne çıkacağınıbilemiyorduk.

” Hadi sen de gel evinde kal” desem de cevabınet oldu.

“ Bu halde gelemem, buradan ayrılamam ”

“ Koru kendini, sana bir şey olursa dayanamam” hıçkırarak sarıldım, O da sıkıca sardı, dudaklarıyanağımda saçlarımın arasından kulağıma fısıldadı.

“ Bir şey olmaz, olmayacak”

Geç saatlere kadar şiirler okudum, yazacaklarıma içlerinden seçmeye çalıştım. Sabaha karşıgürültüyle uyandık, mahalle sarılmıştı, tam karşımızdaki evlerini  arıyorlar. Kaldıklarımahallede çatışma çıkmış, bir kahvehane de orada taranmışdört kişi ölmüş, tüm mahalleyi ev,ev aramışlar, O da kaldığıevde silahıyla üç arkadaşıyla birlikte yakalanmış. Kor alevler sardıher yanımı, keşke onu da getirseydim, orada bırakmasaydım, keşke bir daha sarılsaydım, keşke bir daha öpseydim, koklasaydım. Bir daha görebilecek miyim? Ya ona bir şey olursa?

Tutuklandı. İlk mektubumda ; böyle olmasının suçlusu kendisiydi, geleceğimizi mahvetmişti diye sitem etmiştim. Bir ay sonra cezaevinde görebildik, tahmin etmediğim kadar neşeliydi.

“  ben iyiyim, merak etme, satranç oynuyorum, kitap okuyorum”

 Her şey çok hızla geldi geçti, ben üniversiteye başladım. Mahkemede, savcıonun ve iki arkadaşının idamını  istiyordu, işin başında daha büyük olan biri vardı.Ondan nefret ediyordum.Canımdan çok sevdiğim adamıbu yola o sürükledi, diye suçluyordum.Bir de öğrendik ki canımın içini kaderine bırakıp kaçmışcezaevinden.

Görüşte fena kızmıştım.

“ sen niye kaçmadın, seni kandırdı, bırakıp gitti elini kolunu sallayarak, şimdi kim bilir hangi ülkede keyif çatıyordur.”

“ Olur mu Nilüferim, Onun gitmesi gerekti , benim durumumda bir şey yok ki, ben ceza almayacağım, avukatta diyor işte, bize ceza vermeyecekler, korkma ”

“ korkuyorum, sana bir şey olmasın”

“ yazdıklarınıgetirebildin mi?”

“ evet, arasında çiçekler de kuruttum”

“ saçlarında mıkuruttun? ”

“ utandırma beni”

Yüzüm kızardı, fazla konuşamadan çıktım, Ablasıile Annesi de arkamda bekliyor.

Elini tutmadan, yüz yüze konuşamadan, başbaşa kalamadan, beşyıl geçti. Sadece “görülmüştür” damgalımektuplarıyla  hasretimi dindiriyorum. Askeri cezaevine aldıklarından soyadım tutmuyor diye artık görüşüne de gidemiyorum. Elbiselerinin astarına yapıştırılmışkağıt peçetelerdeki kısa notlarıhasretime su serpiyor. Her mektubu şöyle bitiyor “ insanlığımın olanca ateşiyle kucaklarım.” Kucaklamak, sarılmak, doya doya, öpebilmek bir daha nasip olacak mı?

Ortalık toz duman , savaştayız sanki, kanda boğuluyoruz.Askeri mahkeme , başkanının itirazına rağmen ,idamıverdi. Altıay sonra da Askeri Dikta geldi, umut ve umutsuzluk sarkacında gidip geliyorum. Her gün sabah okula gidip geldiğim bu  meydan, sanki  Ağustos mitingine şahitlik etmemişgibi suskun, bitkin, çıt çıkmıyor. Gazetelerde diktanın bildirileri en başta , yakalananların ve , tutuklananların adlarını  ancak birkaç ay sonra gazetelerden görebiliyorduk.En son bir mektup aldım.

“ Sen ,kan akan suskun toprağımın bataklığında açan Nilüfer çiçeğim, umudum, direncim, her dem taze, her dem yeşilken, şimdi,  Eylül geldi, çiçeklerin dökülmüştür,  gözyaşlarının suyuna çekilip mahsunlaşmışsındır. Bu Temmuz da  geçti , gelemedim. Ben ise her sabah sessizce kalkıp  gölümden  kokuna uzanıyorum, gökyüzünden taze beyaz çiçeklerin geçiyor havalandırmalarımda , duvarlarımdan delip geçiyorsun tazeliğinle ,uzanıyorum dokunamıyorum. Bekliyorum,  bembeyaz açarsın diye bir temmuz şafağının kızıllığında. Geleceğim Nilüferim, adamızda bekle beni, yeni güne uyanıp, birlikte berrak sularına dalacağız   sessizce , geçmeyecek yaralarımız  sızlarken sırtımızda.”

Nilüfer Teyzemden geriye kalan bu defteri 8 Ekim 1980 günü gazetedeki infaz haberiyle birlikte mutfakta cansız bedeninin yanında bulmuşlar. Annem de hiç elini sürmeden sararmışbir ayakkabıkutusunda saklamış. Kırmızı  “ görülmüştür” damgalımektuplar, karınca duasıgibi kağıt peçetelere yazılmışnotlar ve kurutulmuş, sarı,beyaz nilüfer çiçekleriyle. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

0
0
0
Yorum Yaz