ŞAHİDİM OL

2012-12-26 01:57:00

Dr. Jabra İbrahim, gazeteci Antony Shadid’in muayenesini bitirken, dışarda bekleyen Nada’da kızıyla Leila ile birlikte burada sabahlara değin bekleyişleri canlandı. Bu adam rahat duramaz illa ateşin ortasına yürüyecek. Astım Antony’e küçülüğünden beri bela olmuştu , çok sevdiği atlardan hep uzak durdu, Dedesinin hediyesi ucunda şaha kalkmışbir at olan anahtarlığınıhep yanında taşıdı.

 

 “Doktor , senin Arapçan daha iyidir, Şahid, Şehadet ve Şehit aynıkökten gelir.Dedem şahid soyadınıneden aldıdersin”

 

“ Bu aptal savaşlara şahitlik edesin diye, bile bile tehlikeye atıp şehadetlik edesin diye değil, Antony? TanrıŞahit, daha geçen yıl eğer Türkiye yardım etmeseydi belki seni Libya çölünde bırakacaktık.”

 

“ Bu arada BatıŞeria’da aldığım kurşunu da unutma ,on sene olmuş, iyi ki sen buradaydın, Leila ve Nada hepimiz sana minnet borçluyuz. Arap ne der Jabra? Dünya savaşla başladısavaşla bitecek, bir söz daha vardısen demiştin ,hatırlatsana  ?”

 

“Roh afar ley bekkok letroh afar ley fahkuk. Güldürdükleri yere değil ağlattıklarıyere git Bunu mu diyorsun Antony? Dedelerimiz dokuzyüz yirmi de Beyrut’a geldiklerinde Adana’da olduğu gibi burada da aynımahalleye taşınmışlar. Deden Oklahoma’ya taşınınca Babam en yakın arkadaşınıkaybettim diye çok üzülmüş.”

 

“ Beyrut onların hem güldükleri hem de ağladıklarıgünlerinin şahidi olmuş.Unutmuyorum, Ragiya İbrahim Amca , Pulitzer ödülünü alınca ikibin dörtde, ikibin onda Babama  tebrik göndermiş, sonunu da şöyle bitirmiş, ador ele dost sadok şe yovmil vik, yani sadık dost arıyorum dar günler için. “

 

” Neyse , sen lafıdolaştırıyorsun. Nada’ya  Suriye’ye gideceğini söyledin mi?”

 

“  Hayır canım , Türkiye’ye , Adana’dan Hatay’a gidip oralardaki kamplardan haber yapacağımısöyledim.Gerçek de bu Jabra.”

 

“ Beni de şahit kıldın öyle mi? Seni bilirim Antony Shadid, sen duramazsın, temkinli ol, ilaçlarınıhazırlattım sana iki, hafta yeter, hayvanlardan uzak dur, özellikle de atlardan, köpeklerden, tozdan topraktan uzak duracaksın. Sakın bir kriz daha geçireyim deme.”

 

Bir hafta sonra Beyrut Havalanında  Leila  ile Nada sarılıp puşini boynuna dolayıp gözyaşlarınıiçlerinde tuttular. FotoğrafcıTyler’a da sıkısıkıya tembih ettiler, bak sen şahitsin Doktor’un tavsiyelerine uyulacak, Antony’i sana emanet

 

İstanbul’dan Hatay’a geçip kamplar ziyaret edildi, röportajlar yapıldı, fotoğraflar çekildi. Kampların tozu toprağıastımınıtetiklemeye başlamasına rağmen Antony istediğini elde edemedi. “Daha ileriye gitmeliyiz” diyordu. “Hama’ya, Humus’a hatta Halep’e geçelim.” Tyler buna sıcak bakmasa da itirazının bir işe yaramayacağınıbiliyordu.

 

Hazırlıklar yapıldı, önce saçlarınıkısalttı, top sakalınıbir hafta öncesinden kesmişti, Uzun Çarşı’dan şalvar, yelek gömlek aldılar. Suriye tarafında  Suad Attar’ıbulacaklardı. Bütün işlerini Cevad Salim halletti onlarıYayladağ’a kadar getirdi, mihmandarları Hassan Şaker’e teslim etti. Tyler’in elinde  fotoğraf çantası, Antony’de küçük bir sırt çantası Şaker önde onlar arkada geceyarısıyola çıktılar.İki saatlik bir yürüyüşher ikisini de zorladı, Şaker duralım deyince kayalığın ayışığındaki gölgesine oturdular. Şaker’in azığındaki zahterli ekmeklerden atıştırırken Tyler’in hatırlatmasıyla ilacınıaldı.Bir saat burada  bekleyeceklerdi, onlar kestirirken dolunayda hiç uyumadan bekledi. Bağdat’ı, Trablus’u, Leila’nın , Nada’nın saçlarına dokunuşunu hatırlayıp puşisini usulca yokladığında, Dede hatırasıatlıanahtarlığıelindeydi.Üç saat daha yürüyüp Suad Attar’ın elma bahçesine ulaştıklarında Antony terden sırılsıklamdı. Attar , Şaker’i geri gönderirken sıkıtembihledi; “unutma ,hiçbir şeye şahit olmadın, hiçbirini tanımadın.”

 

Humus ve İblid’de bir hafta çatışmaların ortasında toz duman içinde kaldılar. İşlerin kızıştığıgünlerde Tyler fotoğraflarıyla Antony’de röportajlarıyla savaşa şahitlik ederken Antony kargaşada çantasınıdüşürdü, geri dönüp almalarımümkün değildi, kurşun yağıyordu , ilaçlarıçantasında kalmıştı. Tyler’in sıkıştırmasıyla ve ısrarıyla o gece dönmeye karar verdiler. Attar’ın verdiği adresteki kaçakçılarıbulduklar mahalle harabeye dönmüştü, ,ortalıkta lağım fareleri , kediler, köpekler, sokaklardan akan kanalizasyon suyu içinde insanlar oradan oraya kaçışıyodu. rken adamlarla bir kuytu siperde Antony iki gündür hiç  kesilmeyen öksürüğüyle pazarlık etti. Hemen yola çıkarlarsa geceleyin Reyhan’lıdan karşıya geçebilirlerdi.

 

Arabayla şehir dışına çıktıklarında kaçakçılarıyedeklerinde iki atla birlikte bekler buldular.Antony ile Tyler göz göze geldiler, dokuz yaşından beri atlarla köpeklerle temasıyasak olsa da, yapacak bir şey yoktu, siyah olanına adamların yardımıyla binebildi.Dört kaçakcının ikisi önde ikisi arkada bunlar ortada atlarıbirbirine bağlıgidiyorlar, öksürüğü gittikçe şiddetleniyordu, adamlara durmalarıgerektiğini Tyler zor bela anlattı. Yüksekte bir mağaranın önünde durdukların artık ayakta duramıyordu.Yere yatırdılar cebinde son kalan ilaçlarından birini daha Tyler’in yardımıyla alabildi. On beşdakika sonra biraz daha rahatlar gibi olduğunda yeniden yola çıktılar.Yarım saat oldu olmadıuzaktan uzağa top atışlarıgeceyi aydınlatmaya başladı.Atın sağrısından kaçakçıların hızla kaçıştıklarınıgörebildi , atın yelesine kafasınıiyice gömdü, ne olacaksa olsundu artık dayanacak hali kalmamıştı, ciğerleri eline gelecek gibi öksürüyordu.

 

Cilvegözü’nün ışıklarıönlerinde en az on kilometre olduğunu söylüyor, o ise bu ışıklardaki evlerin birinde keşke  Leiyla’sının Nada’sının dizlerinde uyda olduğunu düşünerek ata biraz daha sarılıyordu, sanki Nada’nın saçlarınıokşar gibiydi.Arka arkaya defalarca öksürerek , hırıltıyla attan yuvarlandı, Tyler hemen yanına geldi, “ şahidim ol…Leiyy , Naddd….”

 

Atlar kaçmıştıTyler arkadaşının cansız bedenini sırtlayıp yürümekten başka çare yok diyerek yola koyuldu. İki saat gidince, İbrahim Paşa kavşağında bir taksiciye  rastladıgüçlükle Antony’i bagaja koyabildi, adam böyle bir işe şahit olmak istemiyordu. Ertesi gün Adana’ya otopsiye götürdüler, morga Nada’da  geldi, Antony’sinin puşisi boynundaydı, sıkmaktan atlıanahtarlığıeline oturmuştu.

Beyrut’taki cenazede ,  Leila’nın elinden tutup  tabutunun üzerine puşisini ve atlıanahtarlığınıgözyaşlarıyla bırakırken fısıldadı “ biz de senin sevgine şahidiz hayatım , güle güle  ”

 

 

MUSTAFA KEMAL GÜLTEKİN

0
0
0
Yorum Yaz